Tracey Emin: Mahremiyetin Kamusal Dili ve Otobiyografik Yaklaşımlar

11 Aralık 2025

Tracey Emin, kişisel deneyimlerini saklamaktan ziyade sergileyerek, mahremiyeti çağdaş sanatın en görünür alanlarından birine taşıyan bir sanatçı. Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar sergisinde yer alan çalışmaları üzerinden, 1990’ların çağdaş sanat dünyasının en tartışmalı figürlerinden biri olan Emin’in, otobiyografik deneyimi sanat diline dönüştüren pratiğine yakından bakıyoruz.

1963’te Londra’da doğan Tracey Emin; çizim, goblen, nakış, heykel, yerleştirme ve neon işleri kapsayan geniş bir medyum yelpazesinde üretim yapıyor. Kullandığı malzeme ne olursa olsun, yapıtlarının merkezinde daima kişisel bir anlatı ve duygusal bir yoğunluk yer alıyor.

 

Tracey Emin, 2022. Fotoğraf: Alun Callender / Camera Press
 

Emin’in çalışmaları, cinsel geçmiş, istismar, kürtaj, toplumsal cinsiyet, bağımlılık ve ilişkiler gibi konuları kendi yaşamından hareketle doğrudan ve filtrelenmemiş bir dille ele alıyor. 1980’lerin sonundan itibaren başlangıçta Sarah Lucas gibi isimlerle birlikte Young British Artists (YBA) kuşağının öncü sanatçıları arasında yer alırken, grubun ironik ve mesafeli tavrından ayrışarak daha kırılgan, duygusal ve itirafçı bir üslup benimsiyor. 

“Everyone I Have Ever Slept With” ve Yakınlık Haritası

Emin’in kariyerindeki dönüm noktalarından biri, 1995 tarihli Everyone I Have Ever Slept With 1963–1995 (1963-1995 Yılları Arasında Yattığım Herkes) adlı, kamuoyunda “Çadır” olarak bilinen çalışmasıdır. Sanatçı, mavi bir çadırın iç yüzeyine o tarihe kadar yatağını paylaştığı yüz iki kişinin ismini işler. Ancak bu isimler sadece cinsel partnerleri değil; aile üyelerini, arkadaşlarını, sevgililerini ve numaralandırılmış iki fetüsü de içerir.

Çadırın tabanında yer alan “Kendimle, her zaman kendimle, asla unutmadan” ifadesi, çalışmanın yalnızca erotik bir liste olmadığını; yakınlık, kayıp ve hatırlama üzerine kurulu bir hafıza mekânı olduğunu gösterir.

 

Tracey Emin, 1963-1995 Yılları Arasında Yattığım Herkes, 1995, © Tracey Emin/Saatchi Galerisi
 

Tracey Emin, isimleri işlerken mezar taşı oyar gibi hissettiğini, her birini tek tek hatırladığını söyler. Çadıra giren izleyici başta sanatçının “kiminle yattığını” merak ederken, çıkarken kendi hayatındaki yakınlık ilişkilerini, kimleri sevdiğini, kim tarafından incitildiğini düşünmeye başlar. Charles Saatchi tarafından koleksiyona alınan eser, 2004’te Momart deposundaki yangında yok olur. (1) 

Tracey Emin: “My Bed” ile Çöküşün Sahnesi

Emin’in belki de en ikonik işi olan My Bed, 1998 (Yatağım, 1998), sanatçının depresyonla geçen bir dönemin ardından odasındaki yatağı ve çevresini olduğu gibi sergi mekânına taşımasıyla ortaya çıkar. Dağınık yatak, kullanılmış prezervatifler, kirli iç çamaşırları, sigara izmaritleri, boş votka şişeleri ve diğer kişisel kalıntılar, duygusal çöküşün fiziksel izlerine dönüşür.

 

Tracey Emin, Yatağım, 1998. Karma teknik. Boyutları değişken. Tate, Duerckheim Koleksiyonu. Tüm görseller © 2016 Tracey Emin. Tüm hakları saklıdır, DACS, Londra / Sanatçı Hakları Derneği, New York.
 

Yatağım, yalnızca mahrem bir alanı ifşa etmez; aynı zamanda depresyon, yalnızlık ve varoluşsal kriz gibi çoğu zaman görünmez kalan deneyimlerin maddi kalıntılarını ortaya koyar. Yatak burada bir dinlenme mekânı değil, psikolojik dayanma sınırının çöktüğü bir sahneye dönüşür ve Emin’e Turner Prize adaylığı getirir. Eser, “özel” olanla “kamusal” olan arasındaki sınırları radikal biçimde zorlar.

Tracey Emin’in Neonları  

Tracey Emin’in 1990’lardan itibaren ürettiği neon çalışmaları, pratiğinin bir başka önemli boyutunu oluşturur. Sanatçı, kendi el yazısını cam tüplerle yeniden yazar; kişisel ifadeler, itiraf cümleleri ve duygusal cümlecikler titreşen ışığa dönüşür.

Emin, neonun herkes için duygusal bir çağrışımı olduğunu, bu yüzden lunaparklarda, kumarhanelerde ve barlarda kullanıldığını söyler; camın etrafında titreşen ışığın bir “iyi hissetme” etkisi yarattığını ve depresyondan muzdarip insanlara yardımcı olabileceğini vurgular. (2)

 

Tracey Emin, Aşık Olduğunuzda Her Şey Farklıdır, 2016, 93,9 x 300 cm. Enstalasyon Görünümü, Fotoğraf: Volker Crone 

 

Her neon iş, defter kenarına alınmış bir not ya da günce cümlesi gibi, sanatçının kendine özgü el yazısıyla belirir. Endüstriyel bir tabela formuna dönüştüğünde ise bu cümleler, hem kişisel hem de evrensel bir eleştirel sesi aydınlatır.

“Ruhun Keşfi”, Travma ve Kamusal Anlatı

Pera Müzesi’ndeki Ortak Duygular sergisinde yer alan 1994 tarihli Ruhun Keşfi, Emin’in doğumundan 13 yaşına kadar –rızası dışında bekaretini kaybettiği döneme dek– hissettiklerini aktardığı son derece kişisel bir yayındır. Kitap yayımlandıktan sonra sanatçı, bir ay boyunca Amerika’nın farklı şehirlerinde büyükannesine ait bir koltukta oturarak metni okuduğu performanslar gerçekleştirir.

 

Tracey Emin, Ruhun Keşfi, 1994, Tuval, keçe, ciltli defter ve fotoğraflar, 19.5 x 20 cm. © 2025 Tracey Emin. Tüm hakları saklıdır, DACS

 

Ortak Duygular sergisinde görülen fotoğrafta ise Emin, Arizona’daki Monument Vadisi’nde bu performansı sunarken karşımıza çıkar. Bu çalışma, travmatik deneyimlerin yalnızca bastırılmak zorunda olmadığını; aynı zamanda sanat aracılığıyla dönüştürülerek kolektif bir tartışma alanına taşınabileceğini gösterir.

 

Tracey Emin, Kendimin Dışında (Monument Vadisi), 1994, © 2025 Tracey Emin. Tüm hakları saklıdır, DACS

 

2002 tarihli Bir Yanlışlık Var adlı çalışmada Emin, bir battaniye üzerine işlediği kadın figürünü, bacaklarının arasından dökülen bozuk paralarla çevreler. Kompozisyonda sanatçının seyahatlerinden topladığı çeşitli bozuk paralar bulunsa da, özellikle ailesinin kökenlerine işaret eden Türk Lirası ve İngiliz Sterlini ön plana çıkar.

Kumaşın üst kısmında yer alan "Terribly Wrong" (Korkunç Derecede Yanlış) yazısının tersten işlenmiş olması, sanatçının kendini aynaya bakarak çizdiğine gönderme yapar. Bu ters yazı, hem kendi imgesine dışarıdan bakma çabasını hem de “yanlış giden” şeylerin kolay okunamayan, karmaşık doğasını vurgular.

 

Tracey Emin, Bir Yanlışlık Var, 2002, Aplike battaniye, 200 x 154 cm. © 2025 Tracey Emin. Tüm hakları saklıdır, DACS

 

Hastalık, Yeniden Doğuş ve Feminist Miras

2020 yılında agresif mesane kanseri teşhisi alan Tracey Emin, uzun ve zorlu tedavi sürecinin ardından pratiğine yeniden döner. Alkol ve sigarayı bırakan sanatçı, bu deneyimi bir yeniden doğuş olarak tanımlar; ölümle bu kadar yakından karşılaştıktan sonra “vasat bir 90’lar YBA sanatçısı olarak ölmek istemediğini” söyler. Bu nedenle son dönem açıklamalarında kendini YBA sanatçılardan ayrıştıran söylemine de şahit oluruz. (3)

Tracey Emin’in pratiği, kişisel travmaları kamusal söyleme dönüştürme cesareti ve mahremiyeti sanatsal bir dil olarak kullanma biçimiyle feminist sanatın önemli referans noktalarından biri.  Cinsellik, cinsiyet, istismar, bağımlılık ve kırılganlık gibi temaları doğrudan ele alışı, patriyarkal toplumun görünmez kıldığı deneyimleri görünür kılıyor. Emin’in otuz yılı aşkın süredir süren bu ham ve dürüst pratiği, Ortak Duygular sergisinin kişisel anlatıları kolektif bir dile dönüştürme çabasının etkileyici bir parçası hâline geliyor.

1- https://blog.artsper.com/en/a-closer-look/contemporary-art/tracey-emin-everyone-i-have-ever-slept-with/

2- https://kestnergesellschaft.de/en/exhibition/74
3- https://www.theguardian.com/artanddesign/article/2024/may/29/the-radical-ravishing-rebirth-of-tracey-emin-i-didnt-want-to-die-as-some-mediocre-yba

Yazı: Melih Aydemir

İstanbul: Öncesi & Sonrası

İstanbul: Öncesi & Sonrası

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu’ndan seçtiğimiz, 1850’lerden 1980’lere tarihlenen İstanbul fotoğraflarındaki manzara ve mekanları, bu yerlerin günümüzdeki görünümleriyle birlikte sunuyoruz!

Rineke Dijkstra Bana Bak!

Rineke Dijkstra Bana Bak!

“Portre insanlık durumunun dışından ve de içinden bahseder, bir kişinin fiziği kadar psikolojisini de yansıtır –ya da yansıtmalıdır.”

ÇOK İŞ VAR YAPACAK <br>…lâkin zaman!

ÇOK İŞ VAR YAPACAK
…lâkin zaman!

Yitirilmiş bir dostun ardından ona, onun geride bıraktıklarına dönüp bakmak bugün bize ulaşanların izlerini sürerek ona dair, “eseri”ne dair bir şeyler yapmaya kalkışmak ne zor işmiş! Samih Rifat’ın, birbirimize seslendiğimizde kullandığımız unvanıyla “Samih Usta”nın fotoğrafları, filmleri, desenleri, çevirileri, şiirleri, kitapları ve defterleri etrafında, birlikte farklı kurumlarda mesai yaptığı arkadaşlarının çalıştığı Pera Müzesi’nde açılacak bir sergi ve başka bazı etkinlikler yapma  hazırlama sorumluluğunu üstlendiğimde doğrusu bu zorluğu sezmiş ama köklerinin ne denli derine inebileceğini tam olarak kavramamıştım. Birden fazla nedenle.